Yaşanmışlık ve yaşanmışlar…

Hayat yaşanmışlıkların toplamı olduğu kadar yaşanamamışlıklarında toplamıdır. Hatta yaşanamamışlıklar bu toplamda ağır basan kefedir. Hayat pişmanlıklar ve umutlar arasında çeker alır kendini ve Azrail ulaştırır benimizi. Biz ise bakakalırız. Dönüp bir baktığımızda mazimize, yaşanmışlıklarımıza ve de yaşanmamışlıklarımıza bir gönül kırıklığı, bir hüzün kaplar ve istekler akın eder üzerimize. İhtiraslar halen devam etmektedir ki üstüne üstüne gelir insanın. İnsanı kendinden nefret ettirir. Beceriksizliğini, işe yaramazlığını yüzüne vurur ihtiraslar, sahibinin yüzüne, çarparcasına.

Böyledir hayat, geçer gider, anlaşılmaz, tutulamaz. Kaygandır bu yüzden. Ellerimizin arasından hiç belli etmeden kayar gider. Gidince anlarız gittiğini, eksikliğini. Giderken işaretlerini bırakır. Saçlarımızda beyaz, yüzümüzde kırışıklık ve hayatımızda alışkanlık olarak. Alışırız yaşamaya ve ölüme doğru yol almaya. Ama hiç ölmemecesine. Zira kandırır bizi. Ölümün herkese gelebileceğine rağmen en son bize uğrayacağına dair yalanlardır bunlar. Gerçi gönüllü inananlardanızdır bu yalana. Öyle değil midir zaten. Kişi en büyük yalanlarını kendine söyler ve en büyük yalanlarına yine kendisi inanır. Zira hayatı böyle yaşanılır kılar insan. Kendine. Kendince.

alıntı: eskibirdefter

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eleven + 5 =